Başkan Gülsoy: '2026'da hedefimiz Kayseri'yi sadece bir üretim merkezi değil, bir 'akıllı ticaret merkezi' yapmaktır'

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Ocak Ayı Meclis Toplantısı'nda yaptığı konuşmasında, dünyanın diken üstünde olduğunu söyleyerek, Belirsizlik rekabet şartlarını ağırlaştırdı dedi.

TIKLA TAKİP ET >

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Ocak Ayı Meclis Toplantısı'nda yaptığı konuşmasında, dünyanın diken üstünde olduğunu söyleyerek, 'Belirsizlik rekabet şartlarını ağırlaştırdı' dedi.

2026 yılının ilk meclis toplantısına KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yönetim kurulu üyeleri ve oda üyeleri katıldı. Konuşmasında son günlerde dünyanın diken üzerinde olduğunu söyleyen Başkan Gülsoy, 'Küresel ekonomideki gelişmelere bakacak olursak. Bu dönemde dünya siyasetinin de ne kadar keskin ve kuralsız bir viraja girdiğine hep birlikte şahitlik ediyoruz. Venezuela'da yaşanan durum buna bir örnektir. Meşru ya da gayrimeşru seçilmiş bir devlet başkanı bir operasyon ile eşiyle birlikte alınıyor. Son günlerde yine dünya diken üzerinde. ABD ile İran arasında tırmanan gerilim, Orta Doğu'yu bir kez daha geniş çaplı bir savaşın eşiğine getirmiş durumda. Ardı ardına yaşanan toplumsal gerilimler, bölgesel belirsizliği maalesef canlı tutmaya devam ediyor. Terörsüz Türkiye sürecine girmişken Suriye'de sahadaki yeni güvenlik gelişmeleri ve artan hareketlilik de ona keza. Rusya-Ukrayna savaşı, Çin-Filipinler. Yaşanan gelişmeler küresel ölçekte ekonomik ve siyasi risklerin aynı anda tırmandığı bir sürece işaret ediyor. Bu durum enerji koridorlarından emtia fiyatlarına, ticaret yollarından finansal piyasalara kadar pek çok alanda hızlı ve öngörülemez değişimlere yol açabiliyor. Tüm bu olumsuz tablolara rağmen iş dünyamızın en büyük gücü zorlukları görürken umudunu kaybetmemesidir. Belirsizliğin arttığı bu dönemde üretmekten ve rekabetten vazgeçmemeliyiz. Ancak şunu net bir biçimde ifade etmeliyim ki: rekabetin şartları da ağırlaşmıştır. Bu nedenle üretim yaparken yalnızca kendi maliyetlerimizi değil dünyanın içinde bulunduğu bu yeni ve belirsiz düzeni de dikkate almak zorundayız. Kanayan yaramız, Çin ile olan ticaretimiz konusuna da görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Rakamlar ürkütücü. 2025 yılı sonu itibarıyla Çin ile olan dış ticaret açığımız 42 milyar dolara ulaştı. Türkiye'nin toplam dış ticaret açığının yarısından fazlası (%51) tek başına Çin'den kaynaklanıyor. Daha acısı ne biliyor musunuz? Çin, ihracat sıralamamızda Slovenya gibi küçük ülkelerin bile gerisinde kalarak 22. sıraya düşmüştür. Çinli şirketler sadece iç pazarımızı değil, en büyük kalemimiz olan Avrupa pazarındaki payımızı da adeta dümdüz ederek elimizden alıyor. Bu durum, Türk sanayicisinin yatırım yapma mecalini bitiriyor. Buradan açıkça ifade ediyorum Bu sorunu görmezden gelemeyiz. İthalatı mikro düzeyde ürün ürün, marka marka analiz etmeliyiz. Gerekiyorsa gümrük vergilerini, gerekiyorsa ticaret engellerini Trump gibi bir kararlılıkla ama stratejik bir akılla masaya koymalıyız. Bizim ihtiyacımız sadece korumacılık değil, körelen rekabetçiliğimizi geri kazanacak bir Büyük İmalat Sanayi Hamlesidir. Bugün baktığımızda ABD ile Çin arasındaki çekişme, artık klasik bir rekabetin çok ötesindedir. Bugünün savaş cephesi çipler, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleridir. Bakınız, Güney Kore örneği önümüzde duruyor; petrolü yok ama yüksek teknolojisi ve rafinasyon kapasitesiyle dünyanın en büyük enerji ihracatçılarından biri haline geldi. Biz de Kayseri olarak 'bizim petrolümüz yok' diyerek hayıflanamayız. Bizim petrolümüz girişimci ruhumuz, zekmız, inovasyonumuz ve üretme iştahımızdır. Diğer taraftan AB ile Hindistan arasında yapılan anlaşma Türkiye'nin dış ticaret dengeleri açısından kritik bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Taslak metinlerin yayımı sonrası başlayacak olan hukuki inceleme sürecini takiben, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte; otomotiv, tekstil, mobilya, kuyumculuk, kimya, deri ve metalurji gibi stratejik sektörlerde sağlanan gümrük muafiyetleri ve kota esneklikleri, Türk ihracatçısı üzerinde ciddi bir rekabet baskısı oluşturacaktır. Bu anlamda, Türkiye'nin pazar payını korumaya yönelik proaktif tedbirlerin ve stratejik hamlelerin ivedilikle hayata geçirilmesi elzemdir' dedi. Gülsoy, 'Ülke ekonomimize baktığımızda 2025 yılı gerek ülkemiz gerekse küresel ekonomi açısından zorlukların yaşandığı bir yıl oldu. 2025 yılını dezenflasyon süreciyle, küresel ticaret savaşlarıyla ve dijitalleşmenin yakıcı hızıyla mücadele ederek kapattık. Yeni yılın bu ilk ayında dikkatle yönetilmesi gereken başlıkların varlığını koruduğunu hep birlikte görüyoruz. Bugün belirsizliğin bir istisna olmaktan çıkıp 'yeni normalimiz' haline geldiği, bildiğimiz tüm ticaret kurallarının yeniden yazıldığı bir dönemin tam ortasındayız. Şimdi önümüzde, bu riskleri fırsata çevirmemiz gereken kritik bir 2026 ajandası var. Artık ticaret, sadece mal alıp satmak değil; bir güç savaşı haline geldi. Demir-çelikten otomotive kadar birçok stratejik sektörde, gümrük duvarlarının yükseldiğini görüyoruz. Enflasyonla mücadele kapsamında atılan adımların etkilerini kademeli olarak görmeye başlasak da fiyat istikrarı konusunda hl kat etmemiz gereken önemli bir mesafe olduğunu biliyoruz. Finansmana erişim ise geçtiğimiz yıl iş dünyamızın ana gündem maddelerinden biri oldu. Faiz oranlarının nakit akışı ve yatırım iştahı üzerindeki etkisi sahada güçlü biçimde hissedildi. Resmî verilere baktığımızda büyüme oranlarımızın ve millî gelirimizin arttığını, 2025 yılının sonuna doğru enflasyonun son yılların en düşük seviyelerine gerileyerek yüzde 30,9 seviyelerinde gerçekleştiğini görüyoruz. Ancak sahadaki yansımaların bu verilerin ortaya koyduğu tabloyla aynı ölçüde hissedilmediğini de açıkça ifade etmemiz gerekiyor. Küresel ölçekte de 2025 yılı oldukça zorlu bir sınav oldu. Artan üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler, enflasyon oranının çok altında kalan döviz kuru ve güçlü TL dengesi ihracatçılarımızın krlılığını düşürdü. Bu süreçte birçok firma yurt dışı borçlanmaya yönelmek zorunda kaldı. Özellikle emek yoğun sektörlerde ciddi kayıplar yaşandı. 2026'da ekonomi ve siyasetin birbirinden ayrılmaz bir bütün olacağını biliyoruz. Ana gündemimiz yine enflasyon. Bizim talebimiz net. Ekonomik programa olan güven perçinlenmeli, rasyonel zemin terk edilmemelidir. Enflasyon canavarından kurtulmadan sürdürülebilir bir büyüme hayaldir. Değerli arkadaşlar, Kayseri olarak 2025'i tüm zorluklara rağmen 3 milyar 847 milyon dolar ihracatla kapattık. Geçen seneye oranla yüzde 2,54 oranında bir artış yaşandı. İş dünyası olarak tüm gücümüzle üretim, ihracat ve istihdamın sürdürülebilirliği için olağanüstü mücadele veriyoruz. Bu başarı, alın teriyle üretim yapan sanayicimizin ortak emeğinin bir yansımasıdır. Dünya için üreten, ülkemiz için rekabet eden tüm firmalarımıza, çalışanlarına ve emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Ancak 2026'da vites artırmak zorundayız. 2026'da bizim hedefimiz, Kayseri'yi sadece bir üretim merkezi değil, bir 'akıllı ticaret merkezi' yapmaktır' ifadelerini kullandı.

Marmara bölgesine alternatif bir güvenli liman oluşturulması gerektiğini söyleyen Gülsoy, 'Özellikle altını çizmek istediğim bir konu var. 2019 yılından bu yana her platformda, her Ankara ziyaretimizde adeta bir 'memleket meselesi' olarak savunduğumuz o hayati konuya gelmek istiyorum; Orta Anadolu Üretim Havzası. Hatırlayacaksınız, bu kürsüden defalarca dile getirdim. Dedik ki; Marmara Bölgesi artık doldu, taştı. Sanayiyi tek bir bölgeye hapsetmek, Marmara'nın omuzlarına bu kadar yük yüklemek hem o bölgeye hem de Türkiye'nin geleceğine yazıktır. Allah korusun, Marmara'da yaşanacak yıkıcı bir deprem, Türkiye ekonomisinin şalterini indirmek demektir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal yaşantımızı riske atmamak için, yumurtaların hepsini aynı sepete koymamalıyız. İşte biz bu riskleri gördüğümüz için 2019'dan beri diyoruz ki Marmara'ya alternatif, deprem riski düşük, sanayi tecrübesi yüksek bir 'Güvenli Liman' oluşturulmalı. 'Orta Anadolu Üretim Havzası kurulmalı' dedik. Kırıkkale'den Ankara'ya, Konya'dan Aksaray'a, Niğde'den Mersin'e ve elbette bu işin kalbi olan Kayseri'ye uzanan bir üretim koridoru şarttır. Biz bu talebimizi sadece buralarda konuşmadık. Ankara ziyaretlerimizde, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz ile yüz yüze görüşmemizde de bu dosyayı bizzat sundum. 'Kayseri'nin müteşebbis ruhu hazır, sanayi altyapısı hazır; bize sadece hızlı demir yolu, otoban ve lojistik merkez gibi elzem projelerin önünü açın. Ulaşım olmadan ticaret olmaz' dedik. Nihayet sesimiz karşılık buldu! Yıllardır verdiğimiz bu mücadele, Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle artık vücut bulmaya, somut bir devlet politikasına dönüşmeye başladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan 'Ulusal Sanayi Alanları Master Planı' ile Marmara'daki sanayi kümelenmesinin risk haritası çıkarılacak kapsamlı bir çalışma başlatıldı. Buna göre İstanbul, Tekirdağ, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Yalova, Kocaeli ve Sakarya illerinde bulunan 77 Organize Sanayi Bölgesi ile birlikte büyük sanayi tesisleri ve kritik altyapılar; ulaşım ve enerji bağlantıları da dikkate alınarak incelenecek. Marmara'daki yoğunluğu azaltma hedefi doğrultusunda, İç Anadolu ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere yeni sanayi havzaları oluşturulması planlanıyor. Kayseri'mizin de içinde bulunduğu 16 ili kapsayan bu stratejik hamle, Türkiye'nin ikinci büyük sanayi koridorunu inşa edecektir. Kayseri, sahip olduğu sanayi kültürüyle, çevresindeki 13 ili doğrudan, 20'den fazla ili ise dolaylı olarak etkileyen bir 'çekim merkezidir'. Biz bu yatırımları sonuna kadar hak ediyoruz. Bu vizyoner kararla hem bölgesel kalkınma farkları azalacak hem de Türkiye ekonomisi deprem riskine karşı sigortalanmış olacaktır. Bu vesileyle; 2019'dan beri sabırla ve kararlılıkla dile getirdiğimiz bu 'Orta Anadolu Üretim Havzası' projesini sahiplenen, Kayseri'nin ve İç Anadolu'nun sesine kulak veren, bu stratejik dönüşümün mimarı Sayın Cumhurbaşkanımıza, şahsım ve Kayseri iş dünyası adına en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Sanayi ve Teknoloji Bakanımıza da teşekkür ediyorum. Bu proje, Kayseri ticaretinin ve sanayisinin önümüzdeki 100 yılını kurtaracak bir dönüm noktasıdır. 2026 yılı, küresel belirsizlikleri, teknolojik dönüşümü ve iç siyasi takvimi aynı anda yönetmemiz gereken bir 'stratejik zek' yılı olacaktır. Kayseri Ticaret Odası olarak 130 yıllık birikimimizle, bu fırtınalı denizde üyelerimizin haklarını savunmaya devam edeceğiz. Yeşil dönüşümü tozlu raflara kaldırmadan, Dijitalleşmeyi odağımıza alarak Ve en önemlisi, üretkenliğimizi artıracak yatırımlara odaklanarak bu yılı bir 'yeniden yükseliş' yılına çevirebiliriz. Biz devletimize, milletimize ve kendi potansiyelimize güveniyoruz. Türkiye, bu zorlu eşiği de birlik içinde aşacak ve geleceğin parlayan yıldızı olacaktır' dedi.

Yapay zekanın ulusal üretkenliğin merkezinde olduğunu söyleyen Başkan Ömer Gülsoy, '2026'da yapay zek artık sadece bir Ar-Ge başlığı değil; ulusal güvenlik ve ekonomik üretkenliğin merkezindedir. Büyük teknoloji şirketlerinin hamleleri emtia piyasalarını ve enerji fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Kayseri Ticaret Odası olarak üyelerimizi bu dönüşüme hazırlamak, yapay zekyı bir maliyet artışı olarak değil, verimlilik aracı olarak konumlandırmak zorundayız. Bu yılda dijitalleşme ve yapay zeka konusunda etkinliklerimizi geçmişte olduğu gibi artırarak devam ettireceğiz. Bir başka hayati konu ise kapımıza dayanan, hatta artık içeri giren 'Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'dır. Biliyorsunuz, yıllardır 'geliyor' dediğimiz o büyük değişim günü geldi çattı. En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği'nin bu düzenlemesi, 1 Ocak 2026 itibarıyla tüm mali yükümlülükleriyle birlikte resmen yürürlüğe girdi. Bu ne demek? Eğer karbon ayak izimizi düşüremezsek, sınırda ek vergilerle karşı karşıya kalacağız demektir. Bu düzenlemenin ihracat maliyetlerimiz üzerinde ciddi bir baskı oluşturacağı gün gibi ortadadır. Ancak biz bu süreci yalnızca bir risk veya bir maliyet yükü olarak değil, aynı zamanda küresel ligde yerimizi sağlamlaştıracak 'büyük bir dönüşüm fırsatı' olarak görmek zorundayız. Eğer yükümlülüklerimizi zamanında ve doğru şekilde yerine getirirsek, üreticimizin rekabet gücü sadece korunmakla kalmayacak; rakiplerimizin önüne geçerek daha da güçlenecektir. Artık sadece 'ucuz' veya 'kaliteli' mal üretmek yetmiyor; artık 'temiz' üretmek zorundayız. Fabrikalarımızı sürdürülebilir altyapılarla donatmalı, enerjimizi yeşil kaynaklardan sağlamalıyız. Üretimimizi çevreyle uyumlu, sıfır atık odaklı ve karbon ayak izi düşük bir yapıya kavuşturmak, çocuklarımıza bırakacağımız geleceğin ötesinde, ticari varlığımızı sürdürmek için de ertelenemez bir zorunluluktur. Bu dönüşümü hep birlikte bir 'Yeşil Sanayi Hamlesine' dönüştürmeliyiz. Odamızın danışmanlık birimleri ve ilgili kurumlarımızın destekleriyle bu süreçte her bir üyemizin yanında olduğumuzun bilinmesini isterim' ifadelerini kullandı.

Başkan Gülsoy'un konuşmasının ardından meclis toplantısına konuk olarak katılan SGK İl Müdürü Mustafa Türkoğlu ile İl Göç İdaresi Müdürü Enver Tutel, kurum çalışmaları hakkında üyeleri bilgilendirdi.

Bakmadan Geçme